Cuma, Şubat 27, 2009 · Kategori: Kitap Kuyusu
| Örselenmiş Ruhlar Bandosu |
| |
"ÖRSELENMİŞ RUHLAR BANDOSU" YAYIMLANDI!
Çıktı, tüm kitapçılarda!
Kenan Yücel
Örselenmiş Ruhlar Bandosu
Şiirden Yayınları, Ocak 2009, 72 Sayfa
"Kısa şiirde yoğunlaşmanın tadını çıkarıyor Kenan Yücel. Yeni kitabı, imgeleminde yeniden kurduğu yeryüzünün dile ve şiirsel söyleme taşınışı âdeta. Dünya ve hayat örseliyor insanı; işte Kenan Yücel bu örselenişin tinindeki yankılarını dile taşıyor. İmgeleri, kesik kesik sözdizimi, lirizmi, insanın küçük evrenini kurmaya yönelik. Dünyayı, o bize verili olan koca olguyu değil, kendi yeryüzünü imgeleminde kuruyor ve imgelere dönüştürüyor. ‘Örselenmiş Ruhlar Bandosu’, dünyaya ve hayata şaşarak bakan bir çocuğun saf imgeleriyle örülü." Ahmet Ada Dağıtım: Say, Telos ve Alfa Dağıtım.
Kenan Yücel
1974’de Bursa’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Bursa’da tamamladı. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi (2001).
Şiiri ilk olarak Başka Şiir Dergisi’nde okurlarla buluştu (1997).
Şiirleri çeşitli edebiyat dergilerinde* yayımlandı.
Kitapları
• Uzaklara Atılmış Bir Kedi Hüznü, Yitik Ülke Yayınları, 2007 • Örselenmiş Ruhlar Bandosu, Şiirden Yayınları, 2009 |
|
‘Uzaklara Atılmış Bir Kedi Hüznü’, Kenan Yücel’in ilk şiir kitabıydı. Yücel’in üç bölümden oluşan bu son kitabı, gündelik hayat ile şiirin efsunlu dünyasını buluşturan şiirleriyle öne çıkıyor. ‘Derinlik’ başlıklı şiir şöyle:
“aç martılara can simidi atan çocuk
martılara özenen bir karganın koştuğu
soluksuz vapur koşusuna gülüyor
genleşen bir sevinci tedirgin edebilir
ansızın bulutlara saplanan güneş
kaptanın öttürdüğü düdüğe sığınıyor
ışıltıyı yalıyor nerede görse
vapurlarda cumartesi anneleri aklığı
yapışmış bırakmıyor kayıp suretlerini
sıkı sıkıya darı saçlı kız elleriyle
bir şiir oluyor gözleri
şaşı bakıp şaşıyorum derinliğine”
ÖRSELENMİŞ RUHLAR BANDOSU
Kenan Yücel
Şiirden Yayınları
şiir
72 sayfa
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Çarşamba, Ocak 28, 2009 · Kategori: Siirler

Şairler Gazze’yi şiirleştirdi. 63 şairin ortaklaşa dizelerinden oluşan “Gazze Avazı” soruyor: Çocuklar neden yere düşmüş kırmızı bir gök...
gazze avazı
“o zaman ben ‘onları’ değil, kendimi öldürdüm gerçi,
dünya o kadar büyüktü ki çok küçük sandım o’nu”
dünyanın çekirdeğini çitleyecekti çocuk
tam o anda közlenmiş kalbini yiyiverdi talmud!..
kalbindeki dikeni çıkaramayan kardeşlerimin
gözyaşlarıyla birleşirse belki bu yangına bir avuç su olur diye
aklıma taş düşeli, saçma/sapan bir çocuk ve filistin yalnız taş duvar olalı
orda, taş döşeli avlumuzda, nablus’ta
çizilmiş bir haritayla dönmesini bekledim babamın; kuyular taş dolalı
oysa, zulme kurulmuş bütün saatler; her şey canevinden vurulmuş
gözyaşlarını bombalıyorlar şimdi
külden kentler içinde çırpınırken anne yürekleri
derme çatma dualarıyla çekip gidiyor çekimser tanrılar
karnında bilyeleri ile çocuk olurum,
sapanımın ucunda metal kuşlar
ütüldüğüm sokakta babam vuruluyor!
bu bendeki son düş onu vurma!
- ey zûlmü çoğaltan yec’uc mec’uc
yalnızlığa tutsak sabi çığlıklar, kandillerde yakılan hıçkırık
ebabil kuşlarına dönüşürse bu huruç
çatlayan kan taşına nasıl ve kimle yaklaşır
esmer teniyle vahşi bir suç
“oku, yaradan rabbinin adıyla oku”
zulmetin kabuğunu kır
kalbini kûh-i nurla d’oku
Allah’ım, sen filistinli çocuğu
taşlarını ve sapanını koru
taşlar azizdir, sapan özgürlüktür, cennet yakındır anne gibi
- korkma, annen yanında yatıyor
uyuyor, ama taşlar uykusuz
kırmızı bulutlar geçiyor bak
son kez gördüğün bir oyuncak sana doğru geliyor: israil malı!
ve bir parça kan düşüyor yere, nice yaraların hüznüyle yoğrulmuş...
kara bir bulut, ıssız bir gece... bir umut, o kanla çocukların gözlerinde...
akıp giden kan sanmayın, sizin gördüğünüz kırmızı
bir devrin utancıdır riyakâr yüzlerde.
akıp giden kan sanmayın, kan da susar
bir çocuğun susuşudur, sustukça çoğalan utanç...
akıp giden kan sanmayın, kan susmayacaktır
bir çocuğun susmasıdır tarihinizdeki utanç
sen susunca askıya alır birileri senin yerine senin düşlerini
bak! yine bozuk çalıyor plak ortadoğu alevlerinden:
seni şeytanın dölü, seni belâ kumkuması
ölüm ele geçiriyor gök gözlü gazze çocuklarının yüzünü
- bana bak! robert gates, hillary clinton,
barack obama dahil bu amerika cahil
bu boktan abin, ya silah ya havyar
başka şey öğretmemiş sana israil
hançer denenir; en iyi benim kanımla
hançer bilenir; en iyi benim sevdamla
hançer sınanır; en iyi benimle
hançeri kanatır; en çok benim acım…
füze curnataları kuşların yerinde
saçaklar huzursuz saçaklar susamış
birikmeye korkuyor yağmur
çekiştiriyor akdeniz’i palmiyeler nara
tuzu gördükçe yara bağlıyor karalar
çocuklar neden yere düşmüş kırmızı bir gök
neden çatırdayan tuz kadın erkek, patlayan toprak
bir hınçlı köstebek! hangi kuyulardan çekiyor gücünü de
unutmayı seçiyor onun için su dağları yaratan iyiliği
tarihin hangi dibine atmış kalbinin gözlerini?
her fidan kırıldıkça bin mısra kanamakta
kan kalabalığı aklımızın çukurunda ölmeye büyümüş bir hayret...
filistinli çocuk masum israilli olan da
büyümesin çocuklar bir gazze olacaksa
iy’ettim; bush’un kafasına / bin tane pabuç attım.
fakat çaresiz - / kılıyor beni / gazze / orda ölüyor / torunum.
bir yardım umar babası duymaz mı kimsecikler
hani kuşlar hani bulutlar koptu uçurtmanın ipi
altı yaşında halid velvil, kanlar içinde gömleği
gazze’de, top oynuyor askerler!
çocuklar kanıyor; ah çocuklar! vah çocuklar!
papatyalar umursamaz küçük bombaları
bir çocuk her zaman büyüktür bir devletten
bu zulüm karşısında bir şairin çığlıklarında
mezarlara mevzilenir aşk’ın
aşk’ın ölüm askerleri...
dünya vurgunu gözleri
yok hükmünde mi olacak onların,
onlarsız mı vuracak yeryüzüne yıldızların ışığı,
ılık tıpırtısı güz yağmurlarının.
güneş pas tuttu; farkında mı göğün yüzü
sekiz başlı dragonun gettosunda
yaşadılar hem diri, hem ölü
ah... daha çok alanımız olsa keşke sözcüklerden
(bir çiçek görsem
aklım dolu çocuk olur akşam
çöker karanlığa örtülü büvelek mahkumları
çirkin bir buluttur korkuya ihanet...)
ahtapot kolları yırttı karanlığı
barutla iftar etti emzikli anneler
ana sütüne bulanmış son nefesler
bir kanlı kundak içinde düştü istanbul’un kalbine
bebek kanı göğe akar, bebek kanı intikam kokar
amma, değmeden karnımıza bıçağın ucu
ve göğümüz kızarmadan dehşetin nefesiyle
daha nice daha nice daha nice susacağız!
yeter! gazze yaralı bir kuş, göğsümden kalkan
taş olsun çocuk; duyarsız yürekler sapanına
al benim esnekliğimi de kat, fırlat fırlatabildiğin kadar
acının ince yollarını, özgürlüğe...
bir sabahlık gibi uyanmadı hiç, motaz uda
ve çok çocuk, çok çocuk...
- arabım... boylu boyunca uzanan ölünü seviyorlar yalnızca
esmer bir çocuk gül gibi parıldayan yarasıyla düşüyor toprağa
en anlamlı taş, şiirdeki değil, elindekiydi çocuk...
kandan koyudur merhametin alnındaki kir
gözleri bağlı değil, kör; bağa muhtaçsa bekir...
çocuk katillerinin yarattığı tufan
alnının çatına yazıldı uygarlığın!
bu hangi hayvan? bu hangi hayvan?
çocuk salkımlarını toplamaz insan olan
ben, bir afgan, bir ıraklı; filistinli bir anne…
çocuğumu öldürürler; tanrı esirgemez; niye?
akdeniz yürüsün kızıldeniz kan revan basra yaralı
tanrılar ırmaklar kucaklasın gül yüzlü çocukları
kanlı ellerin yaşamdan kopardığı
bir çocuğum şimdi gazza’de
bir kuşa kaptırdım kalbimin bir ucunu
bir ucu bende kaldı kuş uçtu gitti ta uzaklara
şaşılacak şey kalbimin bende kalan ucuyla
bir gökkuşağı kuruldu aramızda gazze’deki çocuklarla
bir sabah, küle bulanmış gazze’de
namlunun ucunda göveriyor kan çiçeği
damağın pembe şekerindeki sevinç
çocuklar, mavi ve sürgün, gül yanığı
filistin güz yaprakları gibi,
adı eksik çocuklardı / tamam iken sığ soluk...
ayakların arasında hışırtıyla ezildi.
havada kaybolmuş çocuk kokusu
ince beden / tenleri / örter ama, kocaman-
kundak diye bildiği / anne sütü toprağı!
çocuk ol bakalım sen de gazze’de
çocuk olabilecek misin ey moşe
yazılan yazılardan alınan azıklardan boyanan bir gül
bir gül kalkıyor şimdi ortadoğu’nun kalbinden
gelin tellerinden taşan sevinç olmasın çocuklar ölecekse
orada, parçalanmış bir zıbında doğmalı insanlık bir daha
ruhumu mülkün arsızları kuşattı.
dinmiyor dalgın nüshalarda çölün kanaması!
babaların kolları kısa kalmış
çocukların üstünü örtememiş anneler
- kundağımı bozdum! dilimi koydum dişlerimin yerine!
kevgirler mi, en dolu yanlarım!
her defasında kışkırtılmış soğanlar bıraktım kapılarına!
ölelim! ve bitsin bu karahummalı hayat
gazze’nin tayları kırılıyor bir bir; bir ananın emzirdiği çocuk
vatan adına sırtından bıçaklarken bir başka ananın çocuğunu
ve masumların gözyaşı üzerine kurulmuş uygarlığımız
dalgalanırken bayrak niyetine
babalar, kahraman yetiştirdik diye öğünecekler.
seni sevmiyorum beyaz insan!
karalara büsbütün boyanmışlığım bundan...
kan olmasın diye bütün kelimelerin altında
vicdanımı ve namusumu bağlıyorum gazze’deki çocuğun gözyaşlarına
yine Kerbela, yine matem, çocuklar şehit
yetiş Hazreti Şah’ım yetiş eyle niyaz
zalimin her yerde adı yezit, kavmi yezit
Gazze yanık, Gazze susuz, Gazze avaz avaz
- o bıçağı saplayacağım yüreğime
yitireceğim hiçbir şey yok
düşlerimi yanıma aldım, değişimin mahşerine
ya insan kalmak ya da onursuz bir dünya!
GAZZE AVAZI’NI YAZAN ŞAİRLER
A.Hicri İzgören, Abdülkadir Budak, Adnan Gül, Ahmet Günbaş, Ahmet Uysal, Ali K. Metin, Altay Ömer Erdoğan, Aydın Şimşek, Bedrettin Aykın, Beşir Sevim, Betül Tarıman, Bülent Güldal, C. Mehmet Eren, Cafer Keklikçi, Cuma Duymaz, Emel İrtem, Emir Özsoy, Ercan Y. Yılmaz, Eren Aysan, Fatih Yavuz Çiçek, Fergun Özelli, Fuat Çiftçi, Gülümser Çankaya, Güngör Gençay, H. İhsan Sönmez, Hamdi Özyurt, Haydar Ergülen, Hayrettin Geçkin, Hayri K. Yetik, Hidayet Karakuş, Hulki Aktunç, Hülya Deniz Ünal, Hüseyin Alemdar, Hüseyin Peker, İbrahim İspir, İhsan Topçu, Kadir Aydemir, Koray Feyiz, M. Mahzun Doğan, Mehmet Sarsmaz, Murat Soyak, Mustafa Erdem Özler, Mustafa Ergin Kılıç, Mustafa Nazif, Mustafa Ökkeş Evren, Nisan Serap, Nurduran Duman, Onur Caymaz, Oresay Özgür Doğan, Özcan Erdoğan, Perihan Baykal, Said Ercan, Selahattin Yolgiden, Serap Erdoğan, Serdar Ünver, Sina Akyol, Sinan Özdemir, Süavi Kemal Yazgıç, Şehmus Ay, Tekin Gönenç, Volkan Hacıoğlu, Yaşar Bedri, Yelda Karataş.
www.siirpenceresi.com
www.yaziodasi.com
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Pazar, Ocak 4, 2009 · Kategori: Siirler

yüzünüz, gün ışığına küskün bir serçe yavrusu kadar kimsesizdir
bunu anladığımda sizi tanımıyordum bile. ansızın çıktınız
karşıma; öyle kararlı bir sessizliğiniz vardı ki, ürkekliğinize bile
dokunamadım, hoyrat bulup ellerimi.
boynunuzdaki ve dilinizdeki ben, gözlerinizin kuşatılmış sabah
okyanusu parlayışı ve çocuk dağınıklığı ayaklarınızın, uzaklığım
oluyor, her özleyişimde sizi.
hayır! gerçek olabileceğinize inanmadım hiç.
en beyaz o gecede bile, lanetli bir korkuyla kapattım gözlerimi.
dudaklarınız; yalnız dudaklarınız belki, kudurgan bir sevinçle
boğulayazdığım o an.
sizi sevmek için büyüttüğümü söyleyemem kalbimi. ne sizde var
buna inanacak genç kız coşkusu; ne de ben, yağmurlardan
kaçacak kadar, yitirilmiş bulutlarıma yerinmedeyim.
sadece vedalaşmak sizinle ve sonsuza doğru vedalaşmak
istiyorum... bir başka uyumun cehenneminde, dilime amansız
yakışan sözcüklerle:
yalnızım. çünkü siz varsınız!
Orhan Alkaya
seviş karası bir defterden / 1983
Kalıcı Bağlantı
Yorum (2)
Yorum yaz!
Pazar, Ocak 4, 2009 · Kategori: Yuzlesme
İsrail ve Filistin halkları arasında süren 60 yıllık çatışmanın son
-ve belki de sondan bir önceki- faslına şahit oluyoruz. Bu trajik
çatışmanın karmaşıklığından ötürü taraflardan birini ya da diğerini
savunan milyonlarca şey söylendi.
Bugün, İsrail'in Gazze'ye düzenlediği saldırılar ışığında, bu
çatışmanın arkasındaki her daim örtülü duran esas muhasebe apaçık bir
şekilde ortaya döküldü. Bir İsrailli kurbanın ölümü, yüz Filistinlinin
öldürülmesini haklı çıkarabilir. Bir İsraillinin hayatı, yüz
Filistinlinin hayatına bedeldir.
20. yy Avrupa tarihinin en uzun süreli işgaline eşlik eden ve onu
meşrulaştıran bu iddia, dibine kadar ırkçıdır. Bunu Yahudilerin
kabullenmesini, dünyanın onaylamasını ve Filistinlilerin buna boyun
eğmesini beklemek tarihin gördüğü en ironik şakalardan biri. Ortada
gülünecek bir şey yok. Ancak biz, bu iddiayı çok daha yüksek sesle
yalanlamalıyız.
Öyle de yapalım.
John Berger
************ *******
We are now spectators of the latest - and perhaps penultimate - chapter of
the 60 year old conflict between Israel and the Palestinian people. About
the complexities of this tragic conflict billions of words have been
pronounced, defending one side or the other.
Today, in face of the Israeli attacks on Gaza, the essential calculation,
which was always covertly there, behind this conflict, has been blatantly
revealed. The death of one Israeli victim justifies the killing of a
hundred Palestinians. One Israeli life is worth a hundred Palestinian
lives.
This is what the Israeli State and the world media more or less - with
marginal questioning - mindlessly repeat. And this claim, which has
accompanied and justified the longest Occupation of foreign territories in
20th C. European history, is viscerally racist. That the Jewish people
should accept this, that the world should concur, that the Palestinians
should submit to it - is one of history's ironic jokes. There's no laughter
anywhere. We can, however, refute it, more and more vocally.
Let's do so.
John Berger
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Cumartesi, Kasım 27, 2008 · Kategori: Siirler
O günden sonra kuracak güzel bir cümlem olmadı hiç
dünya için. Rüyalarım tüller ve silahlardan bu yana sisli.
Kıvrılıp giden dalgın bir yol, yolda eski bir taş,
Limanda bağlı bir tekne, yosunlu bir halat gibi durdum.
Uzağımda açık denizdi o yürüdü gitti.
Ben kıyıda ıssız bir ev, ince boğazda gıcırdayan tahta iskele,
iskelede bir lastik, az ilerde turuncu bir şamandıra,
İçimde kuzeyden bir hatıra aksiyle durgun suya vurdum.
Bir siyah beyaz kare içinde, hepsi hepsi bir hatıra işte
Bıraktın, unuttum, unutuldum.
Seni kırdığım yerde beni de kırdılar,
Ben hiçbir cümleyle bağlayamam artık seni.
Birhan Keskin / Ba s. 38
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Cuma, Kasım 26, 2008 · Kategori: Siirler
bazı gecelerin sabahı yoktur
yalnızca karanlık olarak kalırlar
bazı ayrılıkların dönüşü olmaz
giden gider
borçlarıyla yaşar kalanlar
geleceği yoktur bazı kalplerin
aşk uğramaz onlara bir daha
tek bir hatırayla yaşlanırlar
bazı pişmanlıklar uzun sürer
zamana yayılırlar
kendinden kaçanlara
saklanacak yer kalmaz dünyada
gün gelir kendileriyle tanışırlar
asıl yalnızlık o zaman başlar
hayata geç kalmıştır kendine geç kalan
şairin dediği gibi
bir daha yaşamak zorunda kalır
geçmişi anlamayan
bazı geceler
bazı insanlar
bazı yerlerde
sahiden karşılaşırlar
bazı insanlar bazı aşklar bazı şarkılar
bu yüzden unutulmazlar
bazı hayatlar hayal tutmazlar
bu yüzden
bazı bazı bazı
çabuk yaşayıp
ansızın kaybolmalar
bazı bazı bazı

murathan mungan
elli parça isimli kitabından
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
Pazar, Kasım 21, 2008 · Kategori: Siirler
Karina
lanetli bir gemiydim
her limanda bir cüzamlı beklerdi beni
başımda bin bir hayalet
sevgilim ölü tekne
kırık omurgasıyla uzanırdı kumsalda
ben ona korsan masalları anlatırdım
o bana yağmalanmış bedenini
üzülürdüm o zaman
üşüyen bir çocuk eliyle
arteneden indirip yelkenimi
çekerdim üstüme
lanetli bir gemiydi
soylu bir dragon gibi
yanımda dünya güzeli filikalar yok
boynumda yağlı halat
sırtımda boş şarap fıçıları
şimdi oturmuşum kayalara
önümden sessizce geçiyor hayat
Salih Mercanoğlu

Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Pazar, Kasım 14, 2008 · Kategori: Siirler
Enel Aşk
Biliyorum beni yalnız karanlık taşır
Acıların resmi çıkmış yüzüme
Öyle diyorlar
Sana benzediğimi ya da benzettiğimi seni kendime
Benzemek nedir ki
Hiçbir diken benzer mi dokunduğun güle...
Yelda Karataş
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Pazar, Kasım 7, 2008 · Kategori: Denemeler

Geçmişin gerçek imgesi uçucudur. Geçmiş ancak, bir daha görünmemek üzere kendini gösterdiği an, birden parlayıp aydınlanıveren bir resim olarak yakalanabilir. "Hakikat bizden kaçamaz": Gottfried Keller'in) bu sözleri, historisizmin tarih anlayışında, tarihsel maddeciliğin tam da darbe indireceği noktaya işaret ediyor. Çünkü geçmiş imgesi, onda kendini amaçlanmış olarak bulmayan her bugünle birlikte, yitip gitme tehdidi taşır; bu imge bir daha geri getirilemez. (Tarihçi geçmişe bakıp hararetle müjdeler verirken, belki de ağzını açtığı anda artık boşa konuşmaktadır.)
******************************

Klee'nin "Angelus Novus" adlı bir tablosu var. Bakışlarını ayıramadığı bir şeyden sanki uzaklaşıp gitmek üzere olan bir meleği tasvir ediyor: Gözleri faltaşı gibi, ağzı açık, kanatları gerilmiş. Tarih meleğinin görünüşü de ancak böyle olabilir, yüzü geçmişe çevrilmiş. Bize bir olaylar zinciri gibi görünenleri, o tek bir felaket olarak görür, yıkıntıları durmadan üst üste yığıp ayaklarının önüne fırlatan bir felaket. Biraz daha kalmak isterdi melek, ölüleri hayata döndürmek, kırık parçaları yeniden birleştirmek... Ama Cennet'ten kopup gelen bir fırtına kanatlarını öyle şiddetle yakalamıştır ki, bir daha kapayamaz onları. Yıkıntılar gözlerinin önünde göğe doğru yükselirken, fırtınayla birlikte çaresiz, sırtını döndüğü geleceğe sürüklenir. İşte ilerleme dediğimiz şey, bu fırtınadır…
Walter Benjamin
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Cuma, Kasım 5, 2008 · Kategori: Siirler

Siz beni sevmediniz, biliyorum
Ben de kendimi sevmemiştim zaten
Yorumsuz katıldım hayata, biliyorsunuz
Yorumsuz ayrılıyorum, bilmiyorsunuz
Yoktu, olmayanda aradım bir süre
İki kimlikliyim, bilmiyorsunuz
Beni çok zeki biliyorlar gündüzleri
Bir hiç olup çıkıyorum mesai bitimleri
Kimse beni sevmedi, biliyorum
Sevmeseniz de olurdu kendime acımasam
Yol kıyılarında kaktüslere eğilmesem
Bunun hiçbir önemi yok biliyorum
Ben hâlâ seviyorum bazılarınızı
Ama bunun ne anlama geldiğini bilmiyorum
Beni çırılçıplak görenleri anlıyorum da
Sivilim, sivilsin, sivil; ay ne kadar siviliz
Ben sizi ne zaman terk ettim biliyor musunuz
Suyun bunun kirlendiği zaman
İçimdeki bebek uyuduğu zaman
Bir dalgınlığıma geldi de işte o zaman
Ben sizi ne zaman terk ettim biliyor musunuz
Bilmeseniz daha iyi
Muammer KARADAŞ
www.yaziodasi.com
Kalıcı Bağlantı
Yorum (2)
Yorum yaz!
« Önceki ::